Yiğit Bulut, Türkiye'nin önünün tamamen açılması için Tayyip Erdoğan'ın bir
dönem daha başbakanlık koltuğunda oturması gerektiğini söylüyor. Bulut'a göre
asıl tehdit, yılda 50-52 milyar dolar faizi cebine indiren yerleşik düzen.
Yiğit Bulut, ekonomi analizleriyle bilinen bir yazarken, 10 yıl çeşitli
görevlerle çalıştığı Doğan Grubu'ndan Ciner Grubu'na geçince kendini birden
spekülasyonların ortasında buldu. Çünkü bir yandan eşinin eniştesi Aydın
Doğan'ın mülkiyetindeki medyayı keskin ifadelerle eleştirirken; tam tersine,
önceleri yüklendiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı destekliyordu. Fikrî bir
değişim süreci mi yaşıyordu? Türkiye'yi sömüren yerleşik düzen ve
icraatlarından söz ediyordu açıklamalarında. Birçok tespiti satır aralarına
sıkışmıştı. Kimi ayrıntılar ise açılmaya ve irdelenmeye muhtaçtı. Ona göre
ülkenin selameti adına Erdoğan'ın bir dönem daha koltuğunu koruması şart.
Sonrası aydınlık. Yılda 50 milyar doları iç eden yerleşik düzenin beli kırıldı.
Türkiye yakın gelecekte dünyanın iki numaralı süper gücü olacak. Biz sormaktan
çekinmedik, o da cevaplamaktan.
-Aydın Doğan'a karşı nötrüm diyorsunuz. Neden?
Nötrüm demek, Aydın Doğan'a karşı herhangi bir düşmanlığım yok anlamındadır.
İnsanlar bunları düşmanlıktan kaynaklanan bir duyguyla söylediğimi düşünebilirlerdi.
-'Aslında çok şeyler daha söyleyebilirim' anlamı...
Yoo, o anlamda değil. Yerleşik düzenin olması, irtica masalının zaman zaman
birileri tarafından ortaya atılması, Türkiye'de esas kavganın aslında bir
iktidar kavgası olması, finansal bir çıkarın kavgası olması; bütün bunları
anlatırken, insanlar şöyle düşünmesinler diye nötr olduğumu söyledim:
'Acaba Doğan Grubu'ndan ayrıldı, onlara kin ve nefret mi besliyordu? Ondan
mı bunları ifade ediyor?' Hayır, bu 10 yıl içinde Türkiye'deki yerleşik
düzeni çözdüm. 10 yıl bir doğum süreciydi benim için. Süreç sonunda bu
fikirlere erişebildim, bunları görmeye başladım.
-Görünce ayrılmak zorunda mıydınız oradan?
Hayır, değildim. Doğan Grubu var olduğunca, hayatımın sonuna kadar orada işimi
yapabilirdim. Maaşımı alabilirdim. Sonuçta insanın rahatsızlığı, vicdanı var.
Daha fazla orada kalamayacağımı düşündüm.
- Kendinizi hiç oraya ait hissetmemişsiniz, niçin?
Orada tasvip etmediğim olayların başında Ertuğrul Özkök zihniyetinin bütün
gruba hakimiyeti var. Biz en güçlüyüz, en büyüğüz, siyasi otoriteden de
büyüğüz, devletten de büyüğüz mantığının hakim olduğu bir yerden hoşlanmam.
-Ciner'de de bunu görürseniz aynı mı davranırsınız?
Kesinlikle. Nerede olursa olsun gazeteci gazetecidir. Haddini bilmeli. Patron
bak elimizde şöyle bir malzeme var. Hükûmete bir vursak ne yaparız şeklinde bir
gazeteciliğe her zaman karşıyım. Bu tamamen bir zihniyet kavgasıdır. Hürriyet
Gazetesi'nin manşetini '411 El Kaosa Kalktı' diye atan zihniyet, beni orada
istemez. Türkiye'nin yılda 52 milyar dolar faiz ödemesi, irtica yalanıyla
askerin kışkırtılması, 28 Şubat süreci nin teşvik edilmesi, gidip bunların
toplantılarına katılınması, budur benim için kaos.
-Türkiye'de Alman etkisinin şifre ya da kodlarını biraz açar mısınız?
Tarihe bakarsanız, Almanya'nın Osmanlı'da verdiği savaşı görürsünüz, kontrol
etme, ele geçirme, nüfuz savaşını... Osmanlıyı mahveden Almancılıktır. Aynı
savaş devam ediyor. Kim Türkiye'ye hakim olacak? Amerika mı, Almanya mı,
İngiltere mi, Anglosakson güçler mi, Avrupa içinden başkaları mı? Böyle bir
yapıda mutlaka gazetecilere başka zihniyetlerden enjeksiyonlar yapılıyordur.
Bunu özel biri için söylemiyorum.
-'Yiğit Bulut gibi biriyle herkes iş yapamaz. Aydın Doğan da.
Kendine güvenenler yapabilir ancak.' diyorsunuz. Turgay Ciner, buna uyuyor
mu?
Bir yerde yöneten zihniyete rakip çıkabilecek başka zihniyet varsa, o
zihniyet yok edilmek istenir. Aynen Doğan Grubu'nda karşılaştığım duvarlar
gibi. Ciner Grubu tamamen nötr. Gizli ajandamız yok. Amacımız haber neyse onu
almak, halka nötr, ortada durarak, çoğulcu, demokrat, liberal ve herkesin
fikirlerine saygı duyarak aktarmak.
-Ciner, medya işlerine hiç karışmıyor mu?
Editöryal anlamda hiçbir müdahalesini görmedim. Tek bir kural var, nötr,
objektif, çoğulcu olmak ve her türlü fikre saygı duymak.
-Doğan Grubu'nda böyle değil miydi?
Fikri ve duruşunu, editöryal anlamda işine karıştıran adam var. Çok açık
söyleyeyim, Ertuğrul Özkök. AK Parti iktidara geldiğinde ilk başta söyle
düşünüldü. 'Bunlar nasıl olsa bir süre sonra bize benzemeye
başlayacaklar.' İlk önce çok şaşırdı, 'Bu adamlar nereden
çıktı?' diye. Biz hiç böyle adam görmedik, Avrupa'da, Almanya'da, dış
dünyalarda, Amerika'da... Kim bunlar? Anadolu'nun içinden çıkan insanları bir
türlü anlayamadılar. Bu adamlar nereden geldi? Bir süre sonra da kendilerine
benzemiyorlardı. Tam tersine onları benzetmeye çalışıyorlardı. Türkiye'de şöyle
bir mantık var: Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim, laiğim vs... En güzel yerde
oturursunuz, yiyip içersiniz, kalkarsınız, bunları anlatırsınız, konuşursunuz,
gerçekten Türkiye'nin gündeminden hiçbir şey bilmezsiniz, ilgilenmezsiniz de...
Yurt dışından konuştuğunuz birkaç adam vardır. Bu zihniyet yıllarca Türkiye'yi
yönetti; neden? Çünkü hep zayıf koalisyon hükûmetleri vardı. Mesut Yılmaz,
Tansu Çiller hükûmetleri, 28 Şubat'taki Erbakan hükûmeti...
-Özal'dan sonra tabii ki...
Özal'dan sonraki hükûmetler hep zayıftı. Çok güçlü bir medya, arkasında çok
güçlü bir finansal yapı, onun arkasında hükûmetle çatışan herkese ve hükûmete
dayak atan bir güç ortaya çıktı. Bu güç Türkiye'nin gerçek değerlerini her
zaman aşağıladı. Müslüman olmak bile ayıptı bazı insanlara göre. Gerçek Anadolu
insanı ayıp. Gerçek iktidar çıkınca...
AK
Parti'nin siyasi fikirlerine katılıyorum anlamında bunları söylemiyorum. Bir
gördüler, bunlar kim ya... Bunlar bizim yediğimiz restoranda yemek yemiyor,
içtiğimiz şaraptan içmiyor. Bizim gibi abuk subuk içip içip sohbetlere
katılmıyor. Bunları nasıl kandırıp yanımıza çekeceğiz? Bir süre sonra afallama
başladı, o elit zihniyet dağıldı gitti...
Kendilerini 'establishment' diye tanımlayan birkaç tane aile... Birkaç tane
aile, Türkiye hakkında fikir söylüyor. Sen kimsin kardeşim! Paranın olmasından
başka ne özelliğin var senin! 60 yıl önce senin kimsen yoktu.
-Bir açıklamanızda, 'Atatürk elden gidiyor, irtica geliyor,
laiklik elden gidiyor gibi subjektif kavramlarla siyaset yapanlar, bunlarla
halkı peşine takmaya çalışan ama özünde var olan sistemin devamını isteyenler
Ergenekon'un siyasi uzantısıdır.' diyorsunuz. CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal, 'Ergenekon'un avukatıyım' diyor. Siyasi uzantı
sözü CHP ve Baykal'ı mı işaretliyor? CHP,
Ergenekon'un siyasi uzantısıdır diyemeyiz. Bu çok subjektif bir saptama olur.
Baykal için de diyemeyiz ama alet oluyorlar diyebiliriz. Atatürkçülüğü ararken
hiç CHP'ye
bakmıyorum. Baykal'ın Atatürkçülüğü beni hiç ilgilendirmiyor. Bakın Türk
Silahlı Kuvvetleri (TSK) de buna alet olabilir. 1960 ve 1980 darbelerini kim
teşvik etti? 28 Şubat'ı keza... 1876'da Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'yı askerî
öğrencilere makamından kim aldırdı? Yerleşik düzenin kimi kullanacağı hiçbir
zaman belli olmaz.
-Yerleşik düzen ile Ergenekon arasındaki ilişki...
Adına Ergenekon, x, y, z diyebilirsiniz ama yerleşik bir düzen var
Türkiye'de. Kendilerini 'establishment' olarak tanımlayan, sürekli siyaseti
manipüle eden, medyayı kullanan bir yerleşik düzen. Adamları var. Bulmak,
savcıların görevi.
-Ergenekon yerleşik düzenin aslı mı maşası mı?
Maşası.
-Dışarıdaysa asıl el, içeride kullandığı eller var haliyle.
Kesinlikle.
-O eller Ergenekon'u mu kullanıyor?
Ergenekon diye bir örgüt var mı yok mu bilemiyoruz, dava devam ediyor.
Bugün Ergenekon diye tarif edilen kavramın kullanıldığını söylemek mümkün. Ama
aynısının finansalı da, finansal Ergenekon da var Türkiye'de. Faiz niye inmedi
bugüne kadar yüzde 8'e? Ekonomi hiç mi iyi olmadı? Oldu. Çünkü 5 bin gerçek
artı tüzel kişi yılda Türkiye'den 50-52 milyar dolar faiz alır. Bir kısmı yurt
dışındadır, bir kısmı içeridedir. 70 milyon insan çalışır, kaymağı onlara
verir. Türkiye'de ilk defa yerleşik düzenin beli kırılmaya başladı, faiz 8'e
indi. Bu çok önemli. Başbakan Erdoğan bile bunun önemini olduğunu anlatamıyor.
Kendini daha iyi pazarlaması lazım.
- Erdoğan, 'ekonomik Ergenekon'a daha fazla dokunabilecek mi?
Sezar, Roma'ya, Rubikon nehrinin kenarına gelir. Ya nehri geçer, Roma'da
devrim olacaktır. Ya da nehrin kenarından döner. Erdoğan Rubikon'un kenarına
geldi. Ya bundan sonra Ergenekon operasyonunda daha ileri gidecek... Ya da...
Operasyon bugün durdu biraz. Çünkü çok ciddi noktalara geldi. Bundan sonra
karar vereceksiniz. Ya büyük başları alacaksınız... Finansal Ergenekon ile
ilgili operasyonun devam etmesi gerekiyor. Bankalar ve sermaye piyasasıyla
ilgili yeni düzenlemeler gerekiyor. Gerekirse konsolidasyon bile yapılabilir.
Hazine bonolarının konsolide edilmesi bile düşünülebilir. Ama öyle bir yerleşik
düzen var ki Türkiye'de, başbakan kellesi almış. 1960 darbesini kim yaptı bakın
altına? Menderes İş Bankası ile Petrol Ofisi'ni satmaya karar veriyor Ruslara.
Kelleyi alıyorlar. Arkasına bakıyorsunuz çok farklı bir yapı var. O kadar
güçlüdür ki bu yerleşik düzen. Aslında Başbakan adına korkuyorum. Çok korumayla
geziyormuş, az bile!
Yerleşik düzen zaman zaman orduyu kışkırtır, kullanır. Ordu bayrağı eline alır,
üniversite-ordu el ele sokağa çıkar, niçin çıktığını bilmez.
-1978'de Dünya Bankası'nın, Türkiye'ye pazar ülke rolü biçtiğini, Ecevit
karşı çıkınca da 12 Eylül darbesinin yapıldığını söylüyorsunuz...
Yüzde yüz, bundan eminim. 1978-80 arası Türkiye'deki kalkınma hamlesi bu
askerî darbeyle kesildi. 1980'den sonra tüketen bir Türkiye ortaya çıktı.
Üretme yerine, tüketen, borçlanan... Türkiye tam uluslararası sisteme bağlandı.
-Aksiyon geçtiğimiz aylarda, 12 Eylül öncesinde açıkça şartların
olgunlaşmasının beklendiğini yazdı...
Kesinlikle, TSK'yı kim kullandı, provoke etti 1978-80 arasında? Olayları
kim kışkırttı? Uluslararası kapital ele geçirdi Türkiye'yi 1980'den sonra.
İstediği her türlü düzenlemeyi yaptırdı. 1978'de Dünya Bankası raporunu yazan
da Kemal Derviş, 2001'de gönderilen de... Dünya Bankası'ndaki aynı adam. Bugün
IMF ile anlaşmamak çok önemli. Benim Genelkurmay'a bir tavsiyem var. Eğer
tehdit arıyorlarsa, millî güvenlik, millî ekonomik güvenlikle ilgili tehditlere
bakmalı. Türkiye ne kadar borçlanır, kime ne kadar faiz öder? Ekonominin hangi
kolları, hangi yabancı bankalarca; ilaç şirketleri hangi yabancı şirketlerce,
Türkiye'nin üretim tesisleri kimlerce ele geçirilmiştir? Bu sermaye kime
aittir? Oyakbank'ı kim satın almıştır, bunlar daha önce mayın üretmiş midir?
Genelkurmay bıraksın irticayı. Türkiye'de şeriat olmaz. Türk halkı şeriat
istemez. Normal, Müslüman bir halktır.
-Yerleşik düzenin Türkiye'de kullandıklarının ne kadarı sivil, asker ya
da bürokrat?
Dağılımı bilemem ama çok var.
-Ergenekon'u yönetenler sivil mi asker mi?
Sivil tabii.
-Sivil ama finanstan mı, iş dünyasından mı?
Gazeteci de olabilir. Finansçı da, bankacı da...
-Bu bir dernek gibi oluşum mu, yoksa yapı mı?
Bir yapı. Hepsinin bir sistemden nemalandığı bir yapı. 1980 ile 2009
arasında kim nasıl para kazanmış ve ne kadar büyümüş? Hangi şirket, hangi
banka, hangi holding? Bu paranın kaynağı nereden gelmiş? Bizden. Türk halkının
kaynakları birkaç tane aileye aktarılmış.
-Dünya Bankası, IMF, NATO ve BM... Bunlar, 11 Eylül saldırısına kadar
dünyayı taşıyan sistemin dört bacağı size göre... Sistemin diyalektiğini
Amerika ve Rusya oluşturuyor. Bu yapının asıl yöneticileri kim?
General Eisenhower başkanlık görevini devrederken, 'Amerika'yı bir
askerî sınai kompleks ele geçirmiştir, bunun önüne geçmek artık mümkün
değildir' diyor. Arkadan Kennedy geliyor. Vietnam'daki savaşı durdurmaya
çalışıyor. Binlerce helikopter kayboluyor Vietnam'da. Nerede kaybolduklarını ve
kaynağını soruyor. Vuruluyor gidiyor. Dünyada her zaman askerî sınai
kompleksler ile finansal entelektüel yapılar arasında bir kavga vardır. Bu ABD
için de geçerlidir, Türkiye için de... Ülkeleri zaman zaman askerî sınai
kompleksler, zaman zaman da diğer yapı ele geçirir. Ama özünde, dünyanın bütün
sistemini yöneten askerî sınai kompleks vardır. Sivilleşme imiş,
demokratikleşme imiş. Ne oldu, Obama geldi, Afganistan'a daha fazla asker
gönderdi ABD. Finansal güçler ile askerî sınai kompleks iç içe. Bugün İsrail
ile çatışır görünür Araplar. New York'ta İsrailli bankerle Arap ailesi
komşudur. Ailenin parası, bankerin kasasındadır. Dünyada suni tehdit algılaması
oluşturulmuş bölgeler var. Biri de Orta Doğu'dur. Böyle bir tehdit oluşturmadan
petrol fiyatını 30 dolardan 150 dolara getiremezsiniz. Bir soygun düzeni ve
ülkelerde uzantıları var. Finansal ve siyasi Ergenekonlar... Bugünkü iktidar
yerleşik düzenin belini kırma noktasında çok önemli adımlar attı. Çok
eleştirebilirim, büyük hatalar da yaptı ama yerleşik düzenin beli kırıldı mı
kırıldı. Bu faiz başka türlü 8'e inmez. Düzen buna izin vermez, çünkü Hazine
bonoları onların elinde. Yüzde 80 faiz varken, 8'e razı olur mu?
-11 Eylül saldırıları bir iş kazası mı yerleşik düzen adına, içlerinde
bir çatışma mı yoksa bağımsız bir olay mı?
11 Eylül, olsun diye bilerek haline bırakılmış bir olaydır. 1945 sonrası
kurulan dört bacaklı dünya sistemi (BM, Dünya Bankası, NATO ve IMF) kağıt ekonomilerine
dayanıyordu. Sistemin kendisi vardır, bir de siyasi ruhu. Siyasi ruh, ABD;
karşısında da büyük güç Rusya. Diyalektik vardı. 1989'da Rusya'yla birlikte
diyalektik çöktü. Rusya'nın yerine yeni düşman gerekiyordu. Bulundu: Orta Doğu
kaynaklı İslami terör...
-Geçici süreliğine sanırım!
Tabii. Uzun süremez. Çünkü böyle bir terör yok.
-Global ekonomik kriz de bırakılmış bir olay mı?
Ekim 2007'de krizin geleceğini yazmıştım. 'Borsa 58-60 bin aralığında.
Dolar 1,15'e gidiyor. Bu iş bitti, çok ciddi satış krizi geliyor. Nakit
kraldır.' Sistem olgunluk noktasına gelince, petrol 150 dolar dahi olsa,
marjinal bir fiyatı sistem daha yukarı götüremiyor. Bu fizik kuralıdır,
entropi. Evrende tek bir istisna vardır. Sürekli genleşen evrenin kendisidir.
Onun haricinde bütün sistemler doğar, olgunluk noktasına gelir ve çöker.
Marjinal para finans piyasalarına aktı. Ama bir süre sonra tepe noktasına
geldi, petrol 150 doları geçse dahi sistem genleşemedi. Entropi budur işte.
Dolayısıyla bu bir kriz değildir, rant transferidir. Karların cebe konması,
enayilerin kandırılması gerekiyordu. Para, karı realize edenlerin kasalarında
duruyor. Para kaybolmaz. 2001'den 2007'nin kasımına kadar bütün piyasalar
yukarı gitti. Bir senede karı cebe koydular.
-Glabol yerleşik düzen mi yaptı bunu?
Evet. Türkiye'de de var mı zarar eden banka? Banka ve finansal şirketlerin
karlarına bakın.
-'Uluslararası bankalar çöktü, Türkiye'dekiler ayakta kaldı'
sözleri masal mı peki?
Hepsi hikaye. Uluslararası bankalar çökmedi. Bu aslında yeni dünya düzenine
geçiş adımıydı. Ulus devletlerin varlıklarını özel sektöre aktardılar. ABD 3
trilyon dolar verdi. Senato sordu, para nereye gitti? Devlet sırrı
söyleyemeyiz. Belçika, yok canından 76 milyar dolar verdi. Fransa, İngiltere,
Almanya...
-Bu sırada Türkiye'de ne oldu?
Türkiye çok önemli bir şey yaptı. Başbakan ne dedi, 'Kimseye verilecek
bir dolarımız yok.'
-Olayı gördü yani...
Gördü, holdingler, şirketler ağlamadı mı Türkiye'de yardım istiyoruz diye.
Fabrikalar adamları kapı önüne koymadılar mı? Bilançolarına bakın hepsi
faaliyet dışı kar göstermiş. Türkiye bu tuzağa düşmedi.
-Obama, bu sistemin getirdiği biri mi, değilse siyah kalabilecek mi ya
da?
Siyah kalamaz. Geldiğinden beri bir şey yapabildi mi? ABD'de rant kavgası o
kadar büyüktür ki, içerideki güvenlik şirketlerine aktardıkları para 100 milyar
dolarlara geldi. Hiç kimse bu rantı kesemiyor. ABD halkı son 9 yılda 3 trilyon
dolar ödedi silaha. Paralar, 10 tane şirketin kasasına gitti. Obama hikaye,
ABD'yi askerî sınai kompleks yönetir. Vietnam savaşından beri böyle.
-Askerî sınai kompleksi kim yönetiyor?
Bunları birbirine bağlayan güç paradır. Şu anda Alman ekolü ile Amerika
kıtasından kaynaklanan ekoller arasında bir çatışma var. Türk donanması Alman
gemisi mi, Amerikan gemisi mi alacak; 10 yılların savaşıdır bu. Donanmamızın
yarısı ABD, yarısı da Alman malı. Uyumsuzdur. İki donanmamız var aslında.
Güçler savaşı içinde Türkiye'deki yerleşik sistem aslında ABD'ye yakın görünse
de Almanya'ya yakındır.
-Son yıllarda Türkiye'de cumhuriyet ve demokrasi eksenli derin
tartışmalar yaşanmakta. Özelikle 'cumhuriyetçiyim' diyenler, demokrasiye niye
biraz farklı bakıyorlar şimdilerde?
Atatürk yaşasaydı, yerleşik düzenin bu kadar etkin olmasına izin verir
miydi? 5 bin kişiye Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün varlığının, yılda 50 milyar
dolarının faiz olarak ödenmesine izin verir miydi? Vatandaşın geçmiş 10
yıllarda yok sayılmasına, dışlanmasına, Türk-İslam sentezi, Türk-İslami
değerlerin dışlanmasına, diğer değerlerin merkeze oturmasına izin verir miydi?
Atatürk'ü kullanıyorlar. Onların Atatürk'ü ile bizim Atatürk'ümüz farklı.
- Sizin anladığınız Atatürk'ün farkları ne?
Benim anladığım Atatürk'e göre Türkiye'de herkes tek ulusal kimlik altında
çoklu kültürel kimliğini yaşayabilir. Vatandaşın bordrosundan peşin kesilen
yüzde 30-40, 5 bin kişinin cebine bir yıllık faiz olarak gittiğinde bu
Atatürkçülük değildir. Vatandaş dinî değerlerini yaşayamıyorsa, uç noktaya
kayması ayrı, inanç özgürlüğü yoksa, başı bağlı bir bayan İngiliz Dili ve
Edebiyatı'nda bile okuyamıyorsa... Doktor, hemşire olur mu, kamu görevi yapar
mı tartışılır. Kamu görevi yapmasına ben de karşıyım ama niye kimya mühendisi
olamasın? İnanç özgürlüğü, devletin en büyük düşmanıymış gibi pompalanıyorsa
sürekli, niye Mesut Yılmaz, Tansu Çiller değil de Erbakan karşı karşıya
getirildi ordu ile? Kimi kontrol edemiyorlarsa şeriatçı ilan ediyorlar.
- İdeal Türk genci modeli oluşmasın diye irtica söylemlerini ortaya
atmak yerleşik düzenin oyunu mu?
Türkiye'deki maşalar kendi çıkarlarını koruyorlar. Dünyadaki büyükler de
Türkiye'deki maşalarını kullanarak Türkiye'nin büyük çıkarlarını engelliyorlar.
Niye Suriye ile ticaret yapmayalım? İran ile 35 milyar dolar ticaret
hedefliyoruz. 200 milyon dolar ticaret yapıyorduk bu ülkeyle. Rusya'yla,
Hindistan'la, Çin'le neden ticaret yapmayalım? Ya bu adamların kafası boş ya da
birileri önüne koyuyor metinleri. Bir medya mensubunun, yüzümüzü Batı'ya mı
dönüyoruz, Doğu'ya mı dönüyoruz diye yazması... Yav, İran ile ticaret yapmak
demek Humeyni rejimini alıp Ankara'ya oturtmak demek mi?
-Çin'in ağırlığı ve yeri ne son yıllarda?
Çin kendine özgü bir model. ABD parasını kullanıyor; ama onu siyasi
işlerine karıştırmıyor. Yavaş yavaş gelişen bir yapı. Alışıyor. ABD ve çevresi,
dünyanın süper gücü. İkinci süper güç, Türkiye ve çevresi... Üçüncü süper güç,
Rusya, Hindistan, İran ve Çin dörtlüsü... Bunun haricindekilerin hepsi yok
olacak. Türkiye'de bugün tasfiye olan medya şirketlerinin kökü Avrupa
Birliği'ne (AB) dayanır. Stratejileri, birliği öne çıkarmak. Dünya düzeninde AB
diye bir şey yok. ABD'nin karşısında Rusya, Hindistan, İran ve Çin bloku
yerleşecek. Böylece yeni diyalektik oluşturulacak.
-Türkiye bölgesinde ve dünyada senaryolarda metin yazabilen bir ülke
haline mi geldi?
Geliyor.
-Yönetmen olabilir mi ileride?
Türkiye önümüzdeki 10 yılda kartlarını iyi kullanırsa, manipülatörleri
temizleyebilirse, içindeki yerleşik düzeni tamamen kurutabilirse, iplerini
eline alırsa, Türk ve Müslüman değerlerine sahip çıkarsa, komşularıyla barışıp
onları bir şeriat yuvası olarak algılamazsa önü çok açık. Bir daha ekonomik
krizlerin olması, ülkeye Kemal Derviş'lerin gönderilmesi çok zor. Türkiye artık
kendi kaderini eline almış bir ülkedir.
Türkiye'nin tekrar eskiye dönmesi için yerleşik düzenin Başbakan Erdoğan'ı bir
şekilde yok etmesi gerekiyor. Birkaç yolu var. Ya olayı provoke edip erken
seçim yaptıracaklar. Bir araştırma yayınladılar. AK Parti yüzde 30, CHP yüzde
29. Tamamen manipülasyon. İki, orduyu hükûmete kışkırtacaklar. Üç, inanılmaz
provokasyonlara imza atacaklar. Normal seçim tarihine kadar AK Parti'yi bitirip
Erdoğan'ı uzaklaştıracaklar. Erdoğan'ın bir dönem daha olması lazım. Yerleşik
düzene karşı verdiği cesaretli savaş sebebiyle yanındayım.
AKSİYON